13 Ocak 2008 Pazar

Leo Malet - Yeni Kara Roman

KARA KANATLI KÖR BİR KARGA

1929 Amerika bunalımı…
Kapitalist buhran yılları…
Ekonomi allak bullak, sosyal çarpıklıklar toplumu silkeliyor. Suç, devlet politikalarının yan etkileri gibi umulmadık anlarda etkilerini gösteriyor. İnsanların hukuka inançları hastalanıyor. Prospektüsler hatalı, yakınlarda başvurulabilecek güvenilir bir adalet sistemi yok.
Sükunet bozuluyor.
Suç oranı artıyor.
Toplumun genelinde psikolojik sorunlar su yüzüne çıkıyor, cinayetlerle, tecavüzlerle. İnsanların derinlerde beslediği kara dallı, balçık kaplı vahşi çalılar ruhları esir almaya başlıyor. Yağmurlu, alacakaranlık ve tenha sokaklar, estetik bir sinema karesi olmaktan öteye geçiyor. Cinayetlerin mesken tuttuğu kontrolsüz arka sokaklar, virane apartmanlar, büyük ve boş hangarlar, ıssız limanlar türüyor. Şekli şemali bir nebze değişmeyen bu mekanlar insan ruhunu kaplayan kara çalılara teslim oluyor.
Hep ıslak, hep karanlık ve ölüm kokan şehirler türüyor.
Suç anlık bir tepkiden olmaktan arınıyor, insan ruhunun karanlık yatağında kara bir kabustan sıçrayarak uyanan masumane yapısından sıyrılıyor, suç örgütleniyor, yasadışı örgütlerin elinde amaçlarına yönelik bir eylem biçimine dönüşüyor.
Suçun bekareti bozuluyor.
Kumar, cinayet, fuhuş sıradanlaşıyor. İnsan, organ, içki, silah ve uyuşturucu kaçakçılığı yasaların ve adaletin zayıf deliklerinden irinli bir zehir gibi sızarak neredeyse meşrulaşmak üzere olan meslekler haline geliyor.
Her şey kararıyor, romanlar bile.

Dashiell Hammett, Kara Roman’ı yaratıyor. Amerika’nın karanlığı, Hammett’in karanlığına karışarak dünya üzerinde koyu bir gezintiye çıkıyor.
Kara kanatlı, kocaman kör bir karga…
Fransa semalarında süzülürken koyu gri bulutları yararak Paris şehrinin sokaklarına kadar iniyor. Damarlarında kara kan akan kara kanatlı kocaman kör karga Leo Malet’nin zihin zindanlarının birine bırakıyor yumurtasını ve yükselerek kasvetli gök kubbede keskin saltolar savurarak gözden kayboluyor.
Bıraktığı yumurta çatladığında kara romanın klasik biçimlenmesinden çok daha farklı, kendine has üsluplu ve içerikli bir yenisini yaratıyor Leo Malet’nin zihninde. Server Bedi imzalı dedektifsiz polisiye Selma ve Gölgesi gibi psikolojik ayrıntılarla dolu, suç ve ruhun esrarlı, saplantılı ilişkilerine eğiliyor Leo Malet.
Kaçan, kovalayan önemini kaybediyor. Ölümcül darbeyle paramparça olmuş ruh aynasının onlarca parçasından yansıyan gözlere bakıyor, duyguları avlıyor Leo Malet.

Amerika 1929 buhranından yirmi yıl önce Montpellier’in yağmurlu bir günü gözlerini açtı Malet, dünya hafiften kafayı sıyırmak üzereydi.
Önce annesi ebedi diyara göç etti, yaşı henüz ikiydi Malet’nin. Yaşam bu acıyı belli belirsiz duyumsayan bu çocuğa yeni bir acı vermek için iki yıl süreyi uygun buldu. Dört yaşındayken de babasının feri sönen gözlerinden o hep bahsedilen ama bir türlü anlatılamayan film şeridi hızla akıp geçti . İnsanın annesi ve babası öldüğünde dedesinin hala hayatta olabilmesi ne kadar da garipti…
4 yaşında yetim ve öksüz kalan Leo’yu dedesi büyüttü böylece. Fıçıcıydı dedesi, ahşaptan ve demir kasnaklardan yaşam iksiri içkileri içlerinde saklayacak sihirli oyuncaklar yapıyordu. Ama Leo pek bu işe aldırış etmedi, fıçıcı bir dedenin fıçıcı bir torunu olmayacaktı. Hırçın ve zapt edilemez oluşu hayatın ondan cebren istedikleriydi. Leo’da öyle olacaktı. Elle tutulamayan ufak tefek işler arasında mekik dokudu, okulu da pek sallamadı. Okul, disiplin gibi kelimeler ona vız gelir, tırıs giderdi. Hayatın tam ortasında, sokaklarda, hayat ne kadar berbat olsa da ecel terleri dökerek güneşin parıltılarını görmek istiyordu.

16 yaşındayken Montpellier çevrelerini mesken tutan anarşist yazar ve militan Andre Colomer ile tanıştı. Kafa karışıklığı ve hevesli muhaliflikle tası tarağı toplayıp Paris’e gitti. Gençti Leo, ateşliydi, kısa sürede anarşist çevrelerle yakınlık kurdu, onlara katıldı ve aralarından biri haline geldi. Sanatın her türlü dalında yenilik ve özgürlük arayışında cesur bir heyecan dalgası yakalamışlardı. Leo bu oluşum bir parçası olmaktan son derece memnundu. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Ekim Devrimi gerçekleşmiş, insanlar güzel, ferah ve özgür bir dünya oluşumunun heyecanı içinde yeni ve acil devrimleri arzuluyorlardı. Genç Leo, insanların tüm umutlarını ve heyecanlarını büyük bir coşkuyla paylaşırken karnından gelen gurultular kulaklarını tırmalamaya başladı. Fakirliğinin farkına varmıştı çünkü acıkmıştı. Bir lokantaya girmeden, daimi züğürtlerin iyi bildiği, o cep kontrolü alışkanlığıyla yoklanırken, zırnığı olmadığı kafasına dank etti. Soğuktan kurumuş suratında derin bir hüzün şekilleniverdi, yüzünün kül rengine kesildiğini hissetti. Sefalet frengi gibiydi, hiçbir zaman tamamıyla iyileşemiyordu. Zamanı heder etmemek lazımdı, umutlar ve beklentiler ne de olsa karın doyurmuyordu, çalışmak zorundaydı, çalışmak ve hayatta kalmak…

Paris’in salaş barlarında sahne aldı, sesi fena sayılmazdı. Geleceğin kara romancısı Leo Malet’nin genç bedeni kabarede şarkıcılık yapıyordu. Bunun yanında zaman zaman çalıştığı fabrikalarda ustabaşını ve birkaç işçiyi de ayartarak sahte iş kazaları tezgahlıyor, bu kazalar sonucu zevkten takla attırmasa da cepleri ısıtacak kadar tazminatı cukka ediyordu, suç ortaklarını da çenelerini kapalı tutacak kadar payı veriyordu elbet.
Elinden her iş geliyordu Malet’nin. Seyyar gazete satıcılığı yaparken Andre Breton’la tanıştı. Hemen hemen her sanat dalında o zamana kadar denenmeyenler vücut bulmaya başlamıştı. Malet bu yeni duruşa merak duyuyordu. Zamanın gerçeküstücülerinin toplantılarına katılmaya başladı böylece.
Yves Tanguy ve Salvador Dali ile yakınlık kurdu.

31 yaşında ilk kez hapsi boylayacaktı. Sebepse Troçkist bir bildiride imzasının bulunmasıydı. İki yıl önce Lev Troçki ve Andre Breton’un iştirakiyle kurulan Bağımsız Sanatçılar Federasyonu’na üye olmuştu Malet, bu girişim içinde bulunması sonucu küf kokan paslı demirler ardına konulmuştu. Parmaklıların öbür tarafında ise karşı devrim harekete geçmiş, İkinci Dünya savaşı başlamıştı. Alman ordusu Rennes’e ilerlerken gardiyanlar tarafından serbest bırakıldı. Hedefi yine Paris’ti. Ancak Paris’e varamadan yakalanıp toplama kampına kondu. Fabrikalarda çalıştığı zamanlarda edindiği işbilirliğini toplama kampında da konuşturmuş, bir doktoru kafalayarak onun yardımıyla serbest kalmayı başarmıştı. Er yada geç Paris’e ulaşabilmişti.

Fransa semalarında gezinen kara kanatlı kocaman kör karganın Leo Malet’nin zihin zindanlarından birine o kara yumurtayı bırakması bu kurtuluş günlerinde gerçekleşecekti.
Frank Harding takma adıyla Amerikan taklidi ucuz polisiyeler yazdı. Bu kitaplarla yakaladığı başarıdan cesaret alarak İstasyon Caddesi No.120’yi yazmaya koyuldu ama bu kez ne takma isim vardı ne de taklit Amerikan polisiyeleri… Artık Leo Malet vardı.
Nestor Burma’yı yarattı ve onu maceradan maceraya sürdü. Finalde de Kara Üçleme’yi tamamladı Leo Malet.
1996 yılında 87.doğum gününe bir gün kala kara toprağa kavuştu, kendi değimiyle cavlağı çekti.
Karamsarlığa ve ölüme yazgılı, özünde kötülük olan karakterlerine derin bir şefkat gösterdi. Suçun, cezanın ve adaletin peşinde fır dönen gözü pek, cesur dedektifler yoktu onun zihninde. En vahşi cinayetleri işleyen katillerin içindeki masum ve zavallı ruhlara dokunuyordu. Önce eylem sonra sonuçları vardı. Mezara giden yollara ekilen ölüm tohumlarının yakıcı kokuları zihinleri silkeliyor, leş gibi kara dumanları tüküren yüksek bacalara pineklemiş kara kanatlı kör kargalar ölüme yol gösteriyordu.


YALIN İNCE

Hiç yorum yok: